Dizüstü Bilgisayar Mı, Şiir Mi?
Google ve Yahoo'da aranıyordum, ( biliyorsunuz artık Gooyaglehoo kullanıyorum ) dizüstü bilgisayarlarla ilgili değişik anahtar sözcükleri.
Yahoo bana bir şiir yolladı uzaklardan:
Kar Kesti Yolu
Kar kesti yolu
sen yoktun
oturdum karşına dizüstü
seyrettim yüzünü
gözlerim kapalı
Gemiler geçmiyor
uçaklar uçmuyor
sen yoktun
karşında duvara dayanmıştım
konuştum, konuştum, konuştum
ağzımı açmadan
Sen yoktun
ellerimle dokundum sana
ellerim yüzümdeydi.
Nazım Hikmet
Şiiri çok mu ihmal ediyoruz son günlerde?
Heralde...
Türban "özgürlüğü", eklentiler ve derby arasında kalmış yaşamlar...
Şiire yer yok.
OKUYUCULARA NOT:
Kaynak göstermek özü itibariyle ahlaki, öznel bir tercihtir; gösterirseniz sevinir, göstermezseniz üzülmeyiz.
Bilgi -içeriği ve düzeyi ne olursa olsun- ; hele kamuya sunulmuşsa, mülkiyete konu olacak birşey değildir, paylaşıldıkça anlamlıdır ve bu güneş altında yeni hiçbirşey yoktur.
İçerik çalma diye birşey en azından bu blog için geçerli değil; gönüllü olarak verilmiş birşeyin alınması durumunda hırsızlık söz konusu olabilir mi?
Görülen lüzum üzerine duyurulur.
27 Şubat 2008 Çarşamba
Dizüstü Bilgisayar Mı, Şiir Mi?
Gönderen ufak yolcu zaman: 11:02 1 yorum
Etiketler: derby, dizüstü, eklenti, Kar Kesti Yolu, nazım hikmet, şiir, türban
10 Şubat 2008 Pazar
Bir Karikatür ve Düşündürdükleri
Bir Karikatür ve Düşündürdükleri
Yukarıdaki karikatür Sabah Gazete'sinde Salih Memecan imzası ile yayınlanmıştır.
Kaynak
Önce karikatüre bakalım:
Adı Özgürlükçü olan, özgürlük satan/veren/dağıtan, gişe/vezne/dükkan/makamın önünde bir kuyruk var. Biraz itiş kakış varmış ,biz pek hissetmiyoruz, karikatürist öyle diyor. Ama herkes paşa paşa özgürlükler dağıtılsın diye beklemede. Özgürlükçüye yönelmiş bir eylem izlenmiyor.
Türbanlı anlaşılan sıraya giren ilk giren kişi.
Kuyrukta sırasının gelmesini bekleyenler, sırasıyla; kürt, alevi, hristiyan, kadın, musevi, çingene ve homoseksüel. (sonuncusunun muhafazakar olup olmadığı belirtilmemiş!)
Türkiye ile ilgisi hiç olmayan biri, bu karikatürü gördüğünde şöyle algılayacaktır:
1- 2008 Şubat'ında Türkiye'de bir özgürlük sorunu var.
2- Adı Özgürlükçü olan bir yer özgürlük dağıtıyor.
3- İnsanlar erken gelme ölçütüne göre birer birer özgürlüklerini alıyorlar.
4- Yukarıda saydığım kişilerin özgürlükleri yok.
İyi de, bu karikatürü bir türk çiziyor. Türk gazetesinde yayınlanıyor. Türkçe kullanılıyor. Türk okuyucularla buluşuyor.
Acaba diyorum Salih Memecan derin bir sanat yaptı da ben mi yetersiz sanat eğitimim nedeniyle bu yapıtı algılayamıyorum.
Ya da başka türlü bir sanat bu!
Utanç verici türü.
Özgürlükçünün acaba bir izan şubesi var mıdır?
Varsa karikatüristi kimse işe uyanmadan sıraya girmesi için uyarmalı. Biliyorsunuz bu işler sırayla.
Yaşama özgürlüğünün üstüne var mı?
Sonra (ben önce gelen mantığı ile değil, aklıma geldiği gibi yazıyorum) ekonomik özgürlük, düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, haberleşme özgürlüğü, basın özgürlüğü....de mi özgürlüklerden sayılmaz?
Bunları Özgürlükçü 2008 Şubat'ından daha önce dağıtmış olmalı. Doğru ya kimse yanlış politikalar sonucunda öldüğünü, yaşamak istediğini ifade etmiyor. Ekonomi politikaları hiç kimseyi rahatsız etmiyor. Etse de zaten sendikalar, mesleki örgütler geniş özgürlükler sayesinde sorunları çözüyorlar! Ekonomi tıkırında.
Emekliler özgür bir şekilde 300-500 lira emekli aylıklarını alıyorlar. İşçiler özgür özgür kayıt dışı ve üç kuruşa çalışıyorlar. Çalışma özgürlüklerini kısıtlayan mı var?
Pes doğrusu...
Özgürlükler mücadeleden bağımsız, öyle sıraya girene verilen birşey midir?
Arkasındakini azarlayan hanım, kaç yıl yatmış özgürlüğü için?
Özgürlük o ise, Paul Éluard'ın dizelerindeki nedir?Sur mes cahiers d'écolier
Sur mon pupitre et les arbres
Sur le sable sur la neige
J'écris ton nom
Sur toutes les pages lues
Sur toutes les pages blanches
Pierre sang papier ou cendre
J'écris ton nom
Sur les images dorées
Sur les armes des guerriers
Sur la couronne des rois
J'écris ton nom
Sur la jungle et le désert
Sur les nids sur les genêts
Sur l'écho de mon enfance
J'écris ton nom
Sur les merveilles des nuits
Sur le pain blanc des journées
Sur les saisons fiancées
J'écris ton nom
Sur tous mes chiffons d'azur
Sur l'étang soleil moisi
Sur le lac lune vivante
J'écris ton nom
Sur les champs sur l'horizon
Sur les ailes des oiseaux
Et sur le moulin des ombres
J'écris ton nom
Sur chaque bouffée d'aurore
Sur la mer sur les bateaux
Sur la montagne démente
J'écris ton nom
Sur la mousse des nuages
Sur les sueurs de l'orage
Sur la pluie épaisse et fade
J'écris ton nom
Sur les formes scintillantes
Sur les cloches des couleurs
Sur la vérité physique
J'écris ton nom
Sur les sentiers éveillés
Sur les routes déployées
Sur les places qui débordent
J'écris ton nom
Sur la lampe qui s'allume
Sur la lampe qui s'éteint
Sur mes maisons réunis
J'écris ton nom
Sur le fruit coupé en deux
Dur miroir et de ma chambre
Sur mon lit coquille vide
J'écris ton nom
Sur mon chien gourmand et tendre
Sur ses oreilles dressées
Sur sa patte maladroite
J'écris ton nom
Sur le tremplin de ma porte
Sur les objets familiers
Sur le flot du feu béni
J'écris ton nom
Sur toute chair accordée
Sur le front de mes amis
Sur chaque main qui se tend
J'écris ton nom
Sur la vitre des surprises
Sur les lèvres attentives
Bien au-dessus du silence
J'écris ton nom
Sur mes refuges détruits
Sur mes phares écroulés
Sur les murs de mon ennui
J'écris ton nom
Sur l'absence sans désir
Sur la solitude nue
Sur les marches de la mort
J'écris ton nom
Sur la santé revenue
Sur le risque disparu
Sur l'espoir sans souvenir
J'écris ton nom
Et par le pouvoir d'un mot
Je recommence ma vie
Je suis né pour te connaître
Pour te nommer
Liberté
Türkçesini de bilirsiniz bunun:Okulda defterime,
Sırama ağaçlara
Yazarım adını
Okunmuş yapraklara,
Bembeyaz sayfalara
Yazarım adını
Yaldızlı imgelere,
Toplara tüfeklere,
Kralların tacına
En güzel gecelere,
Günün ak ekmeğine,
Yazarım adını
Tarlalara ve ufka,
Kuşların kanadına,
Gölgede değirmene yazarım
Uyanmış patikaya,
Serilip giden yola,
Hınca hınç meydanlara adını
Ey özgürlük!
Kapımın eşiğine,
Kabıma kacağıma,
İçimdeki aleve
Camların oyununa,
Uyanık dudaklara,
Yazarım adını
Yıkılmış evlerime,
Sönmüş fenerlerime,
Derdimin duvarına
Arzu duymaz yokluğa,
Çırçıplak yalnızlığa,
Yazarım adını
Geri gelen sağlığa,
Geçen her tehlikeye
Yazarım ben adını, yazarım
Bir sözün coşkusuyla,
Dönüyorum hayata
Senin için doğmuşum haykırmaya
Ey özgürlük!
Gönderen ufak yolcu zaman: 23:55 0 yorum
Etiketler: alevi, çingene, homoseksüel, hristiyan, kadın, karikatür, kürt, muhafazakar, musevi, paul eluard, sabah, salih memecan, türban, türkiye, zülfü livaneli
Hürriyet Gazetesi, Kadınlar ve Türkiye
Hürriyet Gazetesi, Kadınlar ve Türkiye 2008
Aşağıya bugünkü (10 Şubat 2008 ) Hürriyet Gazetesi'nden aldığım haberleri yorumsuz olarak alıyorum:
EVDE BAŞÖRTÜSÜ TAKIYORUM
Sibel Can" Eşim Sulhi bana başörtüsünü çok yakıştırıyor.
Ben de onun gönlünü hoş etmek için evde şık eşarplarla başımı örtüyorum.
Sulhi'de çok mutlu oluyor" dedi.
BAYANLARIN ÇALIŞMASINI İSTEMİYORUM
Acun Ilıcalı'dan tartışılacak açıklama. Kadınların çalışmasını istemediğini söyleyen Ilıcalı " Ben bayanların çalışmasını istemiyorum. Eşimin de çalışmasını istemiyorum, bunun sebebi de şu; bayanların kendine has özellikleri var. Bu özellikler ne mesela, duygusal olurlar, masum olurlar. İşkolik bayanlar da bu özelliklerin yıprandığını görüyoruz, işine adadıysa kendini evini ihmal ediyor. Sonuç itibariyle erkeğe de zarar veriyor" dedi.
PARİS HİLTON TÜRK GÜZELİNİ SEÇECEK
Paris Hilton, Mart ayında Miss Turkey Güzellik Yarışması'nın finali için İstanbul'a gelecek. Paris Hilton yarışmada jüri üyeliği yapacak.
EV KADINI OLABİLİRİM
Hande Ataizi "Artık evimde oturacağım. Böyle daha mutlu oluyorum. Zaten piyasanın durumu ortada, diziler eskisi kadar iş yapmıyor. Aslına bakarsanız oyuncular iş yaptıramıyor.
Onun için fazla ortalıkta dolaşmanın şu sıralar bir anlamı yok. Sevgilimle mutlu bir yaşam sürdüyorum. Yakında evlenebilir, tümüyle evimin kadını olurum.Bakarsınız çocuk bile doğururum" dedi.
Kaynak
Gönderen ufak yolcu zaman: 23:15 1 yorum
Etiketler: acun ılıcalı, başörtüsü, çalışan kadın, ev kadını, hande ataizi, hürriyet gazetesi, kadın, kadın hakları, paris hilton, sibel can, türban, türkiye
7 Şubat 2008 Perşembe
Sevgililer Gününe 2008 Türkiye'sinden "Yeşil" Öneriler
Sevgililer Gününe 2008 Türkiye'sinden "Yeşil" Öneriler
Yılbaşı arifesinde bir yazı yazmıştım: Yeni Yıl için Yeşil Armağan Önerileri... Alınabilecek çevre dostu hediye seçeneklerini sıralamıştım.
Sevgililer Günü geliyor.
Sevgililer bu özel günde nasıl bir hediye almak isterler acaba 2008 Türkiye'sinde.
İşte yine " yeşil " öneriler:
Kızlara alınabilecek Sevgililer Günü hediyeleri:
1- Türban ( çeşit çeşit, çene altı - çene üstü bağlamalı, ipek, pamuklu,....)
2- Haşema (yaz o kadar da uzakta değil)
3- Pardesü
4- Misvak
5- Alkol içermeyen kokular
Hanımlar; biz erkekler aşağıdakilerden isteriz:
1- Güzel bir el yapımı tesbih
2- Biz de misvak isteriz. Ama öyle misvak özlü Colgate filan değil, aşağıdakinden.
3- Sevgilimiz haşemayla denize girerken biz sliple mi yüzeceğiz, biz de dizaltı mayo isteriz. Özel bir adı var mıdır, bilemedim...
4- Bu günü hep hatırlatacak usta işi bir takunya
Benim aklıma gelenler bunlar. Diğerleri için başbakanımızın tavsiyesine uyarak ulemaya sormak gerekiyor.
Kendi kafamızdan uydurmalım...
Gerçi diyeceksiniz ki bu Sevgililer Günü bir hristiyan azizinin adını taşıyor. Sonuç itibariyle bir hristiyan geleneği.
Ama farketmez bize, türban sanki nerenin geleneği?
SON YAZILAR / RECENT POSTS
GÜNDEME DAİR
*** Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final Kuralarından sonra Yarıfinal ve Final Kuraları da Basına Önceden Sızdı!
***Havalar Very Special Isınıyor, Üzerindekileri Çıkarmak İsteyen İsteyene
***Fazıl Say'a Geç Kalmış Bir Cevap
***Bir Karikatür ve Düşündürdükleri
***Hürriyet Gazetesi, Kadınlar ve Türkiye
***Sevgililer Gününe 2008 Türkiye'sinden "Yeşil" Öneriler
***Bugün Sünnet ay pardon Sandık, Yarın Deniz !