OKUYUCULARA NOT:

Bu blogta yayınlanan Telif-Tercüme'ye ait çeviri ve orijinal yazıları (doğal olarak çevirisi yapılmış olan ve kaynak gösterilen ingilizce orijinal yazıları değil) istediğiniz her ortamda çoğaltabilir, yayınlayabilir ve değiştirebilirsiniz.
Kaynak göstermek özü itibariyle ahlaki, öznel bir tercihtir; gösterirseniz sevinir, göstermezseniz üzülmeyiz.
Bilgi -içeriği ve düzeyi ne olursa olsun- ; hele kamuya sunulmuşsa, mülkiyete konu olacak birşey değildir, paylaşıldıkça anlamlıdır ve bu güneş altında yeni hiçbirşey yoktur.
İçerik çalma diye birşey en azından bu blog için geçerli değil; gönüllü olarak verilmiş birşeyin alınması durumunda hırsızlık söz konusu olabilir mi?
Görülen lüzum üzerine duyurulur.
bloglamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bloglamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2008 Cumartesi

Özgünlük Mü Özgürlük Mü?



Bloglarda Alıntı Çalıntı Tartışması Üzerine -2-

Özgünlük Mü, Özgürlük Mü?

Özgünlük "özgün olma durumu" olarak tanımlanıyor TDK sözlüğünde.
Özgün ise şöyle tanımlanmış:

1 . Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal:
"Eskinin doğa ile uyuşan, özgün yapılarını yıkıp yerine yabancı, öykünme, yaratıcılıktan yoksun yapılar dikerek çirkinleştirdik."- N. Cumalı.

2 . Bir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan:
"Özgün biçim."- .

3. Çeviri olmayan, asıl olan (metin).
Kaynak

Özgürlük, özgür ise şöyle:

1 . Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan, serbest, hür:
"Muallim Naci'den önceki çevirmenler de çok özgür bir çeviriden yanadırlar."- S. Birsel.

2 . Yönetim bakımından yabancı bir gücün etkisi altında bulunmayan, başka bir yönetime bağlı olmayan, bağımsız, hür (ulus, ülke).

3 . Kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan.

4 . Tutuklu olmayan, hür.

5 . Başkasının kölesi olmayan, hür.

6 . Siyasi bir güç tarafından denetlenmeyen, engellenmeyen:
"Özgür basın. Özgür girişim."- .
Kaynak

Tanımları çarpıştırdığımızda özgün olanın özgür olamayacağı gibi bir sonuç çıkabilir. Çünkü özgün, bazı koşullarla sınırlıdır.

Özgür olan ise özgün olma koşullarından en az birini yerine getirmiş demektir. Çünkü özgür, "herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmaz", "denetlenemez ve engellenemez".
Ancak özgür biri özgün olmayı seçebilir. Özgür olmayan özgün olmuşsa bu rastlantısaldır.

Bir blog yazarı, o zaman, özgür olduğu ölçüde özgün olabilir.

Özgür olan istediği zamanı ayırabilir kendine.
Özgürün zaman sorunu yoktur.

Özgür olan istediği konuda yazabilir.
Para kazanma derdi yoktur.

Özgür olan istediği konuda bilgilenebilir ve yazmakta olduğu konuyu zenginleştirebilir: Vakit ve nakit sorunu yoktur.
........
Ve hala özgünlüğe ulaşamamış olabilir.

Çünkü özgünlük yukarıda sayılanlara ilave başka nitelikleri de gerektirir.
Vaktiniz, naktiniz var veya yokluğunu sorun etmiyorsunuz, bilgiye ulaşma kaynaklarınız var, bilginiz var
Özgürsünüz.
Ama tanımı gereği "benzerlerinden ayrı ve üstün olan" bir yazı veya blog ortaya çıkmamış olabilir.

Ve belki siz tüm özgür olma koşullarına sahip olsanız bile yaşamınız boyunca özgün tek bir yazı yazamayabilirsiniz.

Resim yapıyorsanız yüzlerce resim üretseniz bile özgün tek bir resim yapamayabilirsiniz yaşamınız boyunca.

Kovboysanız kaçınız Red Kit kadar özgün olabilir? ( Bir ufaklığa torpil yapıp onun bir yazısını okumanızı önereyim: Red Kit - Lucky Luke Sever Misiniz? )

Demek özgür olmak da yetmiyor özgün olmak için. Başka niteliklerin de özgürlük ile birarada bulunması gerekiyor.

Bu durumda bir blog yazısının özgün olabilmesi için blogçunun ilk önce özgür olma koşullarının varlığı gerekiyor.

Kaçımız özgürüz?

Nedir bu özgün yazı, telif hakları tartışmaları, küsmeler, sertlikler....
Yazım kurallarına, ahlak kurallarına uyalım.
Yetmez mi şimdilik?



İlgili diğer yazı:

Bloglarda Alıntı Çalıntı Tartışması Üzerine


Özgünlük
üzerine söylenenler:


“It has bothered me all my life that I do not paint like everybody else.”
Henri Matisse
"We are each gifted in a unique and important way. It is our privilege and our adventure to discover our own special light."
Mary Dunbar
"As we grow as unique persons, we learn to respect the uniqueness of others.”
Robert H. Schuller
“It is the child in man that is the source of his uniqueness and creativeness, and the playground is the optimal milieu for the unfolding of his capacities and talents.”
Eric Hoffer


Bloglarda Alıntı Çalıntı Tartışması Üzerine


Son günlerde bloglardaki alıntı - çalıntı tartışması depreşti yine.
Bu yazıda önce kimler ne demiş ona bakalım, sonra biz geçen aylarda en tepeye koyduğumuz "Okuyuculara Not" ötesinde birşeyler diyebilir miyiz, ona bakalım.

İzleyebildiğim kadarıyla ateşi ilk yakan "Güneşin Tam İçinde" oldu.
(ç)Alıntılama Sanatında Zen! adlı yazısında fikri mülkiyetin önemine değindi. Değinmekle kalmayıp bu konuda yorumlarda gelen sorulara aydınlatıcı cevaplar verdi. Sonra gelen bazı yorumlara küserek yazmayı durdurduğunu açıkladı.

Onu küstürenlerin başında Blog ve Wolkanca geliyor.
Gerek "(ç)Alıntılama Sanatında Zen!" adlı yazıya yazdığı yorumlarla gerekse Alıntı adlı yazısında, ki aslında (ç)Alıntılama Sanatında Zen!'in yazılmasına sebep olmuştur, önemli olanın bir bloğun okunabilirliği olduğu, çalıntı bile olsa bir yazının çalan aracılığıyla dahi okunmasının ve daha çok kişiye ulaşmasının önemli olduğunu vurguluyor.

Diğerleri doğal olarak bu iki kutup arasında yer alıyorlar.

Gürkan'ın Blogger Alanı:
Gürkan "Blogda Bir Sanattır" adlı yazısında (başlıktaki ve aşağıdaki yazım hatası heralde dalgınlığa gelmiştir, "...çünkü En önemlisi Türkçe doğru kullanılmalı" diyor.) " Gerekmedikçe alıntı yapılmamalı, yaparsakta çok olmamalı.
Alıntı yaparken kaynak belirtilmeli." diye görüşlerini açıklıyor.

Bir Titreğin Güncesi:
"Bir Blogcunun Anatomisi" adlı yazıda haklı olarak çıkan tartışmadaki zaman zaman düzeyin düştüğüne vurgu yapıyor. Alıntı çalıntıya dönse bile Google affetmez diyor.

Eda Suner ise Blog ve Wolkanca'ya yazdığı yorumda Blog ve Wolkanca'ya hak veriyor: " ...süper bir yazı olmuş ellerine sağlık, sonuçta amaç okunmak neyin eğitiminden bahsediliyor ki! insanların eğitim düzeyi ne olursa olsun öyle yada böyle okutabiliyorsak yazdıklarımızı gerçek başarı budur..."diyor.
Daha sonra Güneşin Tam İçinde' ye yazdığı yorumda ise fikri mülkiyetçi oluyor.

Diğer yorumcuların her iki yazıya yazdıkları yorumlarda fikri mülkiyetçiler sanki daha ağır basıyor. Alıntı çalıntı farketmez, zaten kim özgün yazıyor ki diyenlerin sayısı biraz daha az.

Bu konuda daha önce yazılmış yazılar da var hiç kuşkusuz, şimdilik sadece en güncel olanları yukarıya alındı.

Bu bloğu bulup, yazının burasına kadar geldiyseniz eğer, en tepedeki "Okuyuculara Not"u da okumuşsunuzdur diye kabul ediyorum. Çalıntı ,alıntı, özgün, telif,... kavramlarının blogçular tarafından sıklıkla kullanılması ve kimi blogçuların kendilerini sadece özgün ve dokunulamaz yazılar yazdıklarını ima etmeleri canımı sıkmıştı. Hatta biri mail atıp yazılarımdan bazılarının aynen kopyalandığını bana ihbar etmişti.
Notta belirtilen "görülen lüzum" budur.

Kopya, biliyorum, olumsuz bir sözcük. Ama - tepkileri üzerime daha az çekmek ve tartışmayı ana ekseninden kaydırmamak için kendimden örnek veriyorum - ben ne yapıyorum ki sanki? Oradan, buradan kopya etmek değil mi yaptığım? İsteyenler de üzerlerine alabilirler bunu. İstemeyen de kopya çekmediğini iddia etmekte ısrar edebilir.
Bir adım öteye gidelim: Kopya olumsuz, insanı rencide ediyor diyelim ve bunu başka bir sözcükle değiştirelim: Paylaşım.
Bir yerlerden öğrendiklerimi başkalarıyla paylaşmamda ne gibi bir ahlaki sorun olabilir? Hukuki bir sorun olabilir?

Birebir kopyala yapıştır yöntemini ilkesel olarak benimsemesem bile (Birebir kopyala yapıştır hiç tartışmasız bir kötüniyet içerir, o sebeple ilkesel olarak karşıyım)
ve bu yazının kapsamına girmese bile, diyelim ki birebir kopyalandım. Eğer özgün bir yaratıysa bu kopyalanan zaten kopyalayanın eline yüzüne bulaşacak ve kopyalandığı sırıtacak ve ona birşey kazandırmak yerine kaybettirecektir. Yazım yeterince özgünse zaten okuyan bunun kimin tarafından yazıldığını tahmin edecektir.
Yaratılan özgün birşeyi ise siz isteseniz de çalamazsınız. Çaldınız diyelim, yasalar vardır. (İçerik kralsa, telif hakları onun kalesidir)


Aslında tüm bu tartışmalar bir üretim ilişkileri toplamından bir diğerine geçiş aşamasında olduğumuzu farketmememizden kaynaklanıyor:

Bilgi hızla anonimleşiyor.

Sanayi dönemi alışkanlıkları ve yasal düzenlemeleri ile yeni gelenin arasında sıkışıp kalınıyor.
Bu kargaşa içinde ise kimileri neredeyse hırsız kimileri ise neredeyse özgün yaratıcılar olarak karşımıza çıkıyor. Çoğunlukla ikisi de doğru değil.
Yaratıcı değil, üretici olduğumuzu varsayalım; hepimiz de toptan özgün sanatçılar ya da düşün adamları değiliz ya...
Bir kere, üretilen hiçbirşey ( fikri ya da maddi) tamamiyle üretene ait değildir.
Sadece bir kısmı üretene ait olabilir.

Telif haklarına duyarlı arkadaşlarımızın da yazıları dahil olmak üzere bloglarda yayınlanan yazıların ne kadarının özgün olduğunun kararını size bırakıyorum.
Örneğin, bir eklenti üzerine yazmak, daha doğrusu bir veya birkaç yazıdan tercüme ederek ve biraz yorum katarak yazıyı kotarmak, haberleri duyurmak özgünlük müdür ve bu yazıdan yararlanılmışsa bir suistimalden nasıl söz edilebilir?

Piyasa ekonomisi çerçevesinde "ne yaparsan yap parayı kap" anlayışı ile bloglayan arkadaşlarımız hiç de özgün olmayan yazılarının başkaları tarafından kullanıldığını görünce küplere biniyorlar. Sanki yazdıklarını kendileri yaratmışlar...Sonuç itibariyle derleme ve varsa birkaç yorumdan oluşan yazılardır çalıntı yapıldığı iddia edilen yazıların büyük bir çoğunluğu. Photoshop ile bir kaç saniyede yapılan değişiklikler ile özgün resimler de elde edilebiliyor, telif haklarından sıyrılabiliniyor!

Ve sanmayın ki bu konular sadece Türkiye ile sınırlı. Dünyanın en ünlü blogçularından biri bloglama yöntemini sayfasında şu şekilde ifşa ediyor:" Bir yazıyı yazmam 10-15 dakika sürer. Sevdiğim bir makaleyi açarım, okurum ve onu kendi ifadelerimle yeniden yazarım..."

Bizde yapılandan farklı mı?

Ve sakın sanmayın ki derleme tipi yazıları ve yazanları, emeklerini küçümsüyorum. Yapılacak olanlar yapılıyor.
Ve biliyorum ki bu tip yazıları yazanların bir bölümü ilerleyen yaşlarında özgün yapıtlar da ortaya çıkaracaklar.

Ve şimdi Adsense tıklamalarından kazandıkları parayı gülümseyerek hatırlayacaklar.

Pek de uzak sayılmayacak bir gelecekte yeni üretim ilişkilerine ve onun toplumsal düzenlemelerine tanık olacağız.
Yeni üretim yeni para kazanma yollarını biçimlendirecek, hukusal düzenlemeleri şu anda bize belki de anlamsız gelebilecek yeni "telif-hakları" kavramını oluşturacak.

O günler gelinceye kadar doğal olarak bir toz duman olacak ortamda.
Onu da özeleştiri, ahlaki yaklaşımlar ve hoşgörü ile aşabiliriz diye düşünmek istiyorum.
Paylaşım anahtar sözcük olmalı.

Sırf sevinelim diye; belki yazılarda bağlantılı kaynak göstererek işe başlayabiliriz.
(Kaynak göstermek özü itibariyle ahlaki, öznel bir tercihtir; gösterirseniz sevinir, göstermezseniz üzülmeyiz. bkz. Okuyuculara Not)



İlgili diğer yazı:

Bloglarda Alıntı Çalıntı Tartışması Üzerine -2-
Özgünlük Mü, Özgürlük Mü?

30 Aralık 2007 Pazar

Happy New Year with Blogging Jokes / Blog Şakalarıyla Yeni Yıla Mutlu Girin


Happy New Year with Blogging Jokes / Blog Şakalarıyla Yeni Yıla Mutlu Girin


Yeni yıl geldi.
Nasıl girersek yeni yıla öyle gidermiş.
Neşeli girelim, öyle gitsin.
Herkese mutlu, sağlıklı başarılı yıllar dilerim.











MUTLU YILLAR ! / HAPPY NEW YEAR !

GREEN, ECOLOGICAL NEW YEAR GIFT IDEAS

26 Kasım 2007 Pazartesi

Blog Forumları

Forumlar herhangi bir konuda bilgi edinmek için en iyi kaynaklardan biri. Bloglar ve bloglama hakkında en ayrıntılı bilgi edinmek için de öyle. Aklımıza takılan sorularla ilgili cevapları forumlarda bulabilir, sorular sorabilir, bir çok yararlı ipucu elde edebiliriz.
Bazılarını bildiğiniz, blog konusunda yararlanabileceğimiz en aklı başında forumları aşağıya listeledim. Kolay gelsin.

Blog Forumları:

12 Kasım 2007 Pazartesi

Free Blog Promotion MyBlogLog Bedava Blog Tanıtımı




Free Blog Promotion


How would you like to promote your blog at Techcrunch, GarryConn and other great blogs for FREE?
Blog Promotion is an essential aspect in determining the success of a blog. Advertisement, one of the many ways to promote your blog is so far the most effective. Every year, millions of dollars are spent by businesses and bloggers just to advertise their business and blogs respectively.
Usually, blogs with high traffic like Techcrunch, Problogger and Boing Boing are often the best places to advertise. However, having your blog advertised at Techcrunch will cost you alot of money but there is an easy way you can do to promote your blog plus it's absolutely free....... .............
KAYNAK: bloggingmix.com
===========================================================

BEDAVA BLOG TANITIMI


Bloğunuzu Techcrunch, GarryConn ve diğer büyük bloglarda bedavaya nasıl tanıtırsınız?

Blog tanıtımı bir bloğun başarısının en önemli yanıdır. Blog tanıtımınızda kullanacağınız en önemli yol reklam vermektir. Her yıl milyonlarca dolar blog tanıtımı için harcanmakta. Reklamınızı yapacağınız en uygun yerler Techcrunch, Prologger ve Boing Boing gibi yüksek trafiği olan yerler.

Ama bloğunuzun reklamını Techcrunch'ta yapmak size pahalıya patlar. Hem daha kolay hem de bedava bir yol daha var: Blogtan bloğa dolaşmayı seviyorsanız, sık sık diğer blogları ziyaret ediyorsanız, bu işi yapmadan önce MyBlogLog hesabınıza girmelisiniz. Bu, sizin ve bloğunuzun bedava promosyonunu sağlayacak bir yöntem. Ben bu yolla birçok ziyaretçi alıyorum, diğer bir deyişle ziyaret ettiğim sitelerden gelen çok sayıda ziyaretçim oluyor. Farkettim ki, MyBlogLog hesabınızı açtıktan sonra MyBlogLog eklentisini açmış blogları ziyaret ettiğinizde orada son ziyaretçi olarak görünüyorsunuz. Ziyaretimden sonra Techcrunch sayfasından bir görüntüyü aşağıya alıyorum.


Burada şöyle bir sorun çıkıyor karşımıza:
MyBlogLog eklentisindeki linkim doğrudan benim bloğuma yollamıyor sizi. Önce benim MyBlogLog sayfama yönlendiriliyorsunuz. Burada ziyaretçilerinizi MyblogLog sayfanızdan kendi bloğunuza yönlendirecek olan tıklamayı kolaylaştıran ek bir çaba harcamanız gerekiyor. Faydalı olduğunu düşündüğüm önerilerim şunlardır:

Çekici bir avatar kullanın
Çekici bir avatar kullanmaya çalışın. Sizin belki bu konuda önceden tecrübeleriniz de vardır. Ben önceleri karikatür tarzı bir çizim kullandım, ama uygun olmadığını görünce gerçek fotoğrafım ile değiştirdim. Değişik bloglarda dolaşıken bazılarının Paris Hilton gibi ünlülerin resimlerini kullandıklarını gördüm. Bu etkili bir yol olarak kullanılabilir olmasına rağmen Paris'ten bir izin almanız gerekir. Pornografik bir avatar da kullanabilirsiniz, ama bu da MyBlogLog kurallarını ihlal anlamına gelir.

Tanımlayıcı veya çekici isimler kullanın
Kullanıcı adınız ya da avatarınızın hemen yanındaki adınız da diğer ziyaretçilerin sizin sitenize daha çok tıklamasına yardımcı olabilir. Bu yüzden MyBlogLog hesabınızı açarken çekici bir isim yaratmanızda fayda var. "Azgınkadın" kullanıcı adını kullanmak gercek adınızdan daha çok tıklamayı sitenize çekebilir.
Ayrıca, her zaman gerçek adınız yerine takma adlar kullanmak daha güvenlidir.

MyBlogLog hesabınızda fazla çalışın
Başka bloglardan sizin avatarınıza tıklayanların sizin bloğunuz yerine doğrudan sizin MyBlogLog hesabına gideceğini unutmayın. Gittikleri sayfanın doğru dürüst düzenlenmiş olması önemlidir.
Bloğunuza ait bir resim ve blog açıklaması bulunmalıdır. Blog açıklamasında ziyaretçilerin blogta ne bulacaklarına dair yeterli fikir vermesi gerekir.
Uygun etiketlerin seçimi de bloğunuza ziyaretçi sayısının artmasına neden olacaktır. Blog RSS'ininde çalışması önemlidir. Böylece ziyaretçiler son gönderileriniz hakkında bilgilenmiş olurlar.
Eğer son gönderinizin başlığı da iyi yazılmış ise eminim ki MyBlogLog sayfası ziyaretçileri sizin bloğunuzun da ziyaretçisi olacaktır.

Not: MyBlogLog'ta hesap açmak çok kolay, muhtemelen bir Yahoo hesabınız vardır, onunla giriş yapabilirsiniz. Kişisel tecrübelerim tamamiyle pozitif. Tavsiye ederim. Hatta hesap açtıktan sonra ilk işiniz bu bloğun topluluğuna katılmak olmalı !

18 Mayıs 2007 Cuma

The First 7 Days of Blogging/ Bloglamada İlk 7 Gün


Thousands of blogs are being created every week and many of them are making critical mistakes within the first week of starting. If you are thinking about starting a blog here are some things that you should think about and do within the first 7 days of starting your blog.

Day 1: Don't launch until the blog is properly setup
Many people launch a blog that is not fully setup; the design may not be complete or the RSS feed may not work. Before you launch your blog make sure that your design is complete, RSS feed is working, you are setup to ping the blog search engines and your blog is optimized for the search engines. Day 1 is the most crucial day because without launching with all these things in line it can hurt the future success of your blog.

Day 2: Pick a topic and stick with it
It is your blog so you can write on what topic(s) you want to write on, but whatever topic(s) you choose, you want to stick with them.....
KAYNAK /Neil Patel

-----------------------
Bloglamada İlk 7 Gün

"İstanbul'da her ay bilmem kaç bin araba trafiğe çıkıyor, yollar kaldırmaz tabii" gibi başlamış yazarımız Neil Patel. Her hafta binlerce blog üretilip piyasaya sürülüyor, ama bir çoğu yaptıkları hatalardan dolayı bu kalabalıkta kayboluyorlarmış. Ben de taze bir blogçu olduğuma göre, ilk hafta neler yapmalıymışım okuyalım bakalım:

1.GÜN: Bloğunuzu uygun olarak düzenlediğinize emin olmadan yayınlamayın
Dizaynda eksiklikler olabilir, RSS'de sorunlar olabilir; bunları kontrol etmeden, ping ayarlarını ve AME ( Arama Motoru Eniyileştirmesi- optimizasyon için bu sözcük öneriliyor-) yapmadan işe başlarsam blogumun gelecekteki başarısını olumsuz olarak etkilermişim.

2. GÜN: Bir konu seçin ve ona sıkı sıkıya bağlanın
(Olmadı şimdi: İlk gün AME yaptıktı ya, önce AME yaptırıyor, sonra konu seçtiriyor, neyse devam edelim) Bu blog benim bloğum olduğuna göre hangi konuyu istersem seçermişim, ama konuya sıkı sıkı bağlanmalıymışım. Bu da beni gerdi şimdi, daldan dala atlamak gibisi var mı? Belirli bir konuya alıştırdığım okuyucum kaçarmış. Bulduk ta kaçırmaya geldi sıra...

3. GÜN: Tutarlı Olun
Blog benim blogum olduğuna göre istediğim sıklıkta yazabilirmişim. Ama hep aynı aralıklarla. Hep ayda bir veya hep haftada bir veya hergün. Bir hafta hergün yazıp sonra bir ay bloğa uğramazsam okuyucumu zorda bırakırmışım. Yahu haftalık veya aylık dergi, günlük gazete mi çıkarıyorum? İnsanlar bazı dönemlerde verimli olurlar, bazen kısırlaşılar. Ben üçüncü günde bıraksam mı bu blog işini acep...

4. GÜN: Okuyucularınızı cevapsız bırakmayın
Blog için ilk günler okuyucularla ilişki kurmak için çok önemlidir. Sorularına ve önerilerine cevap vermekte gecikmeyin.

5.GÜN: Yazılarınız kararında olsun
İsterseniz koca bir kitabı yayınlayın bloğunuzda, bu insanların onu okuyacağı anlamına gelmez. Az ve öz yazarsanız yazdıklarınızın okunma şansı artar.

6.GÜN: Bloğunuzu renklendirin, ruh, heyecan katın
Özgün, neşeli ve sıradışı unsurlardan yararlanın. Bu, okuyucularınızın tekrar tekrar sitenize gelmesine neden olacaktır.

7.GÜN: Öyle hemen çok umutlanmayın
Bloğunuzun bir haftada popüler olmasını beklemeyin. Bir bloğun popüler olması yıllar almasa da aylar alacaktır. İlk haftada işler iyi gitmezse hemen umutsuzluğa kapılmayın. Yazmaya devam...
Başladığınız bloğun türü ister kişsel blog olsun isterse işle ilgili veya extra gelir için bloglayın, okuyucularınız ve diğer blogçularla iletişim kurmayı unutmayın ve yaptığınızdan keyif alın.

İlk üç günü atlatırsak gerisi kolay gibi...



SON YAZILAR / RECENT POSTS